ayrılık üzerine yazılar yazmak
ayrılık üzerine yazılar yazmak konusunda hevesli bünyeler (14 kişi)
| - bu mevzuda tecrübeli 9 kişi var verdikleri ortalama puan: 7.18 etiketler: edebiyat/kültür |
yorumlar, sorular, öneriler
ayrılık üzerine yazılar yazmak konusunda yorumun mu var?
bu sitede hayattaki tecrübelerini ve isteklerini başkalarıyla paylaşabilirsin.
istiyor.us! a üye olmak için buraya tıkla.
istiyor.us! a üye olmak için buraya tıkla.
tecrübeliler (9)
-
dejavuu verdiği puan: 9
"süper bir şey!"
ferfecir verdiği puan: 5
"vasat"
asi angel verdiği puan: 10
"inanılmaz!!"
puhhf verdiği puan: 3
"fena.."






Siya...
Hüznüm; kurşunlanan gecelere sürülmüş Başkale yalnızlığı...
Sesim: bir deri bir kemik...
Ya gidenler? Bir daha dönmezse Siya, geçitlerinden geçip sana nasıl döneceğim...
Siya...
Yüzümde bir eşkıyanın kederi... Maviyi saklıyorum avuçlarımda. Ve boynumda mor hamaylı gözlerinle duruyorum aşka...
Siya…
Özü bilinmeyen dinler aşkına..! Mem û Zin aşkına Siya..! … Yut dudaklarımı… Yut ki öpeyim yüreğinden…
Yoksa:
Sol yanımda ağır bir kanamayla cebimde cerahatımı taşıyarak, kötücül varlıklar ve kaybolmuş yüzlerin arkasında yatan hiçlikle kendime yamanarak ve yanarak ve yalınayak eksilen zaman çaresizliğinde kokunun sindiği kaleden bozma şatomun dehlizlerinde yitip talihim gibi kör çıyanların bedenini oyduğu Akdamar olurum Siya… Kıvranan narin çaresizlik, titreyen özüme bulaşmış acemilik ve günah desenleriyle ruhumun ölüsünde dirilen beden neye yarar?
Siya…
Ey göğsüne yaslanıp çırılçıplak ağladığım! Kaşlarını ağıtlarıma, gözlerini çaresizliğime, yalnızlığım kadar pürüzsüz bir ten ve ışığı boğan gölgem kadar yoksul çizgileriyle yüzünü yüzüme benzettiğim siluetsiz sevgili bilirsin ''aşk bir sığınma talebidir'' anadilim gibi dilimin ucunda ve yasak olsan da
iri gözlerine beni de al Siya!
İri gözlerine beni de al...
Siya...
Bildiğim bilmediğim bütün dillerde ağıtlar yakıyorum adına... Gözlerinde toprak damlarda asılan kadınların resmi... Asılan kadınlar bir bir kurşunlanıyor gözlerinde... Ülkem yanar, ülkem kanar göğsünde... Ve şimdi bıçak keskinliğinde mevsimler sarar dört bir yanımı... Yinede dilekler tutuyorum gökyüzüne emanet bıraktığın yıldızlara... Dört parça olmuş göğsümde idamlar savrulur bir o yana bir bu yana… Yaralarım çocukluğumdan emanet… Tanımsız hiçliğimle duaların ürpertisine gizledim umudumu.
Siya...
Yüzün melez şafakların utangaç yüzüydü... Esmer gülüşünün gezindiği her coğrafya atlasımdı benim... Sen vurulurken sığamadığım şehirleri yazıyorum sığındığım resimlerinin ateşten dehlizlerine... Ve süzülürken perçemin gecemden, bir çocuğun kolu kırılıyor yüreğinde. Kardelenleri vuruyorlar zehir toplarıyla… On yedisinde fidanlar kanıyor darağaçlarında… Saçlarım ağarıyor ve gecenin 24 saat olduğu gökyüzüne sürülüyor gözlerim… Bir geceye bir ömür nasıl sığıyorsa öyle işte...
Siya...
Şimdi yoksun diye analarımıza miras bırakılan ağıtları topluyorum... Gökyüzünden yıldızları alıp takıp takıştırıyorum oralarıma buralarıma... Yalınayak çocukların gözbebeklerinde bir isme bir dağa nasıl ağıt yakılırsa öyle işte...
Siya...
Bir kış daha çöreklenir ömrüme.yüreğime büyüttüğüm sen kadar eskiyim şimdi...ve adın kadar yasak… “Bir öykü müydü kılıçbalığınınki..? Şiir miydi? Düş müydü..? Deniz kızını görmüş müydü..? Yoksa onunda rüyasına Kürt kızı girmiş miydi..?”
Siya...
Bütün ölümler sınar kendini yüreğimde... Yüreğim... Acı alazıyla dövülmüş Faraşin yüreğim... Kan-kızıl bir nazarlık asılmış demir çengelleriyle... Bir yanı kar, bir yanı bahar onbin yıllık çocuk yüreğim.
Siya...
Ben gecelerimi ateşe verip sevdamı Halilin dağ aşkına banıp sana bir çöl kentinin adını veriyorum... Etrafında dönen pervaneyim şimdi...
Beni de al. Beni de göm göğsüne. Sana mülteci yalnızlığımla geliyorum. Beni de göm, bu yalancı bahara...
Pusuda iken bütün Firavunlar kimseler sevmedi benim kadar gözlerindeki yarı uykuyu bir intihar pervanesiydim, bir ışığa aşık, bir şaşkın düş kadınıydım gözlerinde kırık, gözlerine aşık... Ve şimdi yitik ve mistik bir zaman tüneliyim, bir çığın ağır çığlığı ve ağır bir sevda enkazıyım Siya!
Yaralarımdan sıyrılıp sana geliyorum…
Bir babaya bir çocuk nasıl sığınırsa öyle işte...
Simli gökyüzünün yıldızlarına...
BAŞKA TENE BULAŞMIŞ KİRLİ SABAHLARIN VAR SENİN BOYUNU AŞMIŞ BÜYÜK GÜNAHLARIN VAR BİR LEKE GİBİ KALSIN ALNINDA İHANETIN MAHŞERE DEK SİLİNMEZ BENDEKİ BU NEFRETİN KOPTUĞU YERDE BIRAK BU MASAL BÖYLE BİTSİM BİR ZANAMLAR HERŞEYİMDİN ARTIK HİÇBİRŞEYİMSİN
Ayrılalım Osman #2
.
Daha önce de defaatle belirttiğim gibi, ben ayrılmak istiyorum Osman. Zira uzun zamandır evim çok pis. Evim pis olunca bazen sinirlerim bozuluyor, biliyorsun, yok yere mezon alan teorisini düşünüyorum. Fizik yasaları beni çok hırpalıyor, ben ayrılmak istiyorum Osman. Geçen gece bütün vidalarımı itinayla söküp kendimi açtım. Anatomik olarak kimseden bir farkım yokmuş, ben de insanmışım. Bunu görmek büyük bir hayal kırıklığı yaşamama neden oldu, ben ayrılmak istiyorum Osman. Zaten sonrasında da bir türlü toparlanamadım. İnsan vücudu tatile gidilirken ne bulursan tıkıştırdığın bir bavul gibi, bir kere açtıysan bir daha katiyen aynı şeyleri içine sığdıramıyorsun. İşte benim de kendimi söküp takmaya çalıştığım o gece, bütün organlarımı hatırladığım kadarıyla yerlerine yerleştirdikten sonra bir parçam dışarıda kaldı. Anlayacağın, bir süredir beynimi dandik bir pazar poşetinde taşıyorum. Eksik kadroyla iyi bir mücadele sergileyemiyorum, ben ayrılmak istiyorum Osman. Bir zaman kadar önce saatimin pili bitti. Ne kadar zaman önce olduğunu bilmiyorum çünkü dediğim gibi, saatimin pili bitti. Bana kalırsa saat hep öğleden sonra 3 ama insanları buna ikna etmem her zaman mümkün olmuyor. Onlara göre ya çok geç kalıyorum yahut da epey erken gitmiş oluyorum. Oysa bence öğleden sonra 3 her şey için mükemmel bir zaman, ben hep bu zamanda kalmak istiyorum. Zaman denilen şeyle ne kadar büyük bir husumetim olduğunu bir türlü anlamayıp beni kendi zamanına ayarlamaya çalıştığın için de senden ayrılmak istiyorum Osman, olmuyor, ben çok yıprandım. Şimdi tutup da beni çok üzüyorsun falan filan demeyeceğim. Üzülmek mesele değil çünkü, üzüntülerle nasıl baş edeceğimi biliyorum. Ama bu kadar çok öfkeyi ne yapacağımı bir türlü bulamıyorum. Kavga etsek belki biraz rahatlarım. Ancak kavga belli bir samimiyet gerektirir. Seninle o kadar samimi olduğumuzu düşünmüyorum. Halbuki ben gerektiğinde başımı omzuna koyabileceğim birini değil sinirlendiğimde direktoman kafayı koyabileceğim birini arıyorum. Sana kafa göz dalamadığım için bir türlü sakinleşemiyorum, ben ayrılmak istiyorum Osman. Geceleri uykumdan uyanıp da yanımda kendimi görünce korkudan aklım çıkıyor. Onca yıllık kendimim, hala kendime alışamadım. Yani ben henüz kendimle ilgili oryantasyon sürecimi tamamlayamamışken bir başkasına alışmamı beklemek delilik olur Osman, delirme, ben ayrılmak istiyorum. Şu sıralar her şeyi kabullenmenin getirdiği bir rahatlık yaşıyorum. Gördüğüm kadarıyla sende de pek bir şey değişmemiş. Orospu çocukluğu müessesesindeki bu istikrarından dolayı seni çok tebrik ediyorum, ama ben ayrılmak istiyorum Osman. Bir süredir aklımda ciğerlerime bir kıyak geçmek adına sigarayı bırakmak ve tekrar yüzmeye başlamak vardı. Hatta bunun için sarhoş kafayla gidip bir havuza bile yazıldım. İşte bu tarihi başlangıç için bugünü belirlemiştim. Havuz için bone kullanmam gerekiyormuş. Çıkıp bir bone aldım. Hemen yanındaki büfeden de bir karton sigara. Şu anda yeni bonemi nereme soksam diye düşünüp sigara içiyorum. Sana bu satırları ebemin tenasül uzvundan yazıyorum, her şeye rağmen seni seviyorum, ama ben ayrılmak istiyorum Osman.
http://entel-dantel.blogspot.com/
gözünüzde çok büyütüyosunuz,iyi yönleri görmek için şartlanıp aslında kötü tarafı unutuyosunuz,denizde cok balık var
”affedilen vazgeçilendir…
o, affedildi…
çünkü ondan vazgeçildi !…”
http://bir-erkegin-benim-icin-agladigini-gormek.istiyor.us/?kim=704 geçmiş zaman sayıklamışım)
kısa bir özeti: (ekşi'den alıntı)
aşşağlık hatun gözünüzün yaşına, onu ne kadar sevdiğinize bakmaz ve gider. göt gibi kalırsınız. gecenin bi yarısı ağlayarak uyanırsınız. gözleriniz günlerce kıpkırmızı olur. yemek yiyemezsiniz. onu düşünürsünüz. gene gelse, beni sevse gibi salakça hayallerle ve ondan size kalan şeylerle vakit geçirmeye çalışırsınız. gittikçe daha batarsınız. gündüzler yine iyidir, oyalanabilirsiniz ama geceler kabustur. her yerde onu gördüğünüzü sanırsınız. uyumaya çalışırsınız ama kurtulamazsınız. heryerde yine o vardır. bütün gününüz acaba şimdi nerde ne yapıyo? gibi sorulara cevap aramak ama bulamamakla geçer. sonra öğrenirsiniz ki hatun başkasına vermiştir. acınız karesiyle doğru orantılı olarak artar. sizin öpmeye kıyamadığınız dudaklara hödüğün birinin attırdığını kabullenemezsiniz. elinizden hiçbirşey gelmez. acı acı acı derken in my darkest hour u dinlersiniz. aynı şeyleri sizden başkasının da yaşamış olduğunu, bu olayların herkezin başına gelmiş olduğunu anlarsınız ve zamanla acınız geçer ama hiçbirzaman unutmazsınız...
(teşekkürler ayşegül....)
FİKRİMDEN GECELER YATA BİLMİREM
BU DERDİ BAŞIMDAN ATA BİLMİREM
NEYLERİM Kİ SENE ÇATA BİLMİREM
AYRILIK AYRILIK AMAN AYRILIK
HER BİR DERTTEN ALA YAMAN AYRILIK...
Hadi beni inandır sevdiğine
Hadi bana her şey şakaydı de
Yeri göğü kucaklayan kalbin
Saramadı bir tek beni niye
Hadi hakkını helal et uğurla beni
Hadi sana küsmedim bile düşünme beni
Gün olur aklına sendeyim.com gelirse eğer
Bir demet Lavanta hatırlatır beni
Ben hazırım giyindim yokluğunu
Alışırım derdin bitek bu mu?
Uzun uzun düşündüm dün gece
Gördüğüm bir tek yolun sonu
Öyle çok şey varki üstüme gelen..
Herkes, herşey bana karşı sanki.
Sıkıldım herkese herşeyin açıklamasını yapmaktan.
Yoruldum kendini bilmez bu hayattan !
Başkaları için üzülüp ağlamaktan.
Değer verdiğim herkesten sırtıma bir bıçak yemekten..
Güvendiğim herşeyden bir yalan çıkmasından..
Sahte insanların , sahte gülümsemelerinden..
Çıkarcı yaşamdan..
Gelme üstüme hayat daha fazla çok yoruldum !
Bırakta bir kerede olsa dürüst insan çıksın karşıma.
Bırakta bir kerede olsa değer verdiklerimde bana değer versin..
Bırakta birileride beni düşünsün...
Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
Ne kapanan kapılar,
Ne yıldız kayması gecede,
Ne ceplerde tren tarifesi,
Ne de turna katarı gökte.
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
Birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
Duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
Hüznün arması ayrılık.
O küçük ölüm!
Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.
Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
Ben bulutları gösterirken,
“Bulmacanın beş harfli yemek sorusuna” yanıt aramanla halkalanmış,
“Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı”
Türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
“Bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ”
Diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.
Şimdi anlıyor musun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
Bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında....
Ne mi yapacağım bundan sonra?
Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
Şiir yazmayacağım bir süre,
Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
Falcı kadınlara inanmayacağım artık.
Trafik polislerine adres sormayacağım,
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye....
Ne yapacağımı sanıyorsun ki?
Tenin tenime bu kadar sinmişken,
Ömrüm azala azala önümden akarken,
Gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
Bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.
Şükrü Erbaş